99 Marmara Depremi’nin üzerinden neredeyse 24 yıl geçmiş. Bunun yaklaşık 21 yılında da AK Parti iktidar.
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu sır değil. 1999’daki Gölcük ve Kaynaşlı merkezli depremler, bu doğa olayının ne kadar yıkıcı olabileceğini tüm Türkiye’ye belletmiş, ülkemizdeki deprem bilincinde—çok ağır bir bedel karşılığında—sıçrama yaratmış.
Nerede deprem olacağını da biliyoruz, olası büyüklüğünü de. Bilim bize bunu söylüyor. Devleti yönetenler değil sadece, biz sıradan vatandaşlar da biliyoruz. Sadece ne zaman olacağını bilmiyoruz. Ama daha önemli bilgilere sahibiz: Nerede olacak, nasıl olacak?
***
Kardeşim, hiç mi hazırlığı olmaz devletin. Bu bölgenin deprem bölgesi olduğunu biliyorsunuz, nasıl olur da 2-3 yıl önce yapılmış binalar yıkılır. Efendim müteahhitler ahlaksız. Olabilir, siyasi bağlantılarını deşersek gene siz mahcup olursunuz da, tek sorumlu müteahhit mi?
Kimdir bu binaların imar planını, zemin etüdünü, denetimini yapanlar, projesini çizen mimarı, kontrol eden mühendisi, ruhsat, iskân veren belediyesi, imar planını değiştiren belediye meclisi, hele ki imar affı çıkaran merkezi idare; kim bu insanlar?
Deprem ülkesinin yüksek riskli bölgesinde yıkılan İskenderun ve Antakya devlet hastanelerinin, uzmanların “oraya yapmayın, orası uygun değil” diye haykırmalarına rağmen kurutulmuş gölün üzerine yapılan havalimanının depremle beraber bir hafta boyunca devre dışı kalmasının, pistlerine inemeyen uçaklara yüklenemeyen iş makinelerinin, yardım malzemelerinin, arama kurtarma ekiplerinin siyasi hesabını kimden soralım, Danimarka Kralı’ndan mı?
Gene yüzlerce bina çöker, gene binlerce insan ölürdü, tamam da, onca hazırlıksızlık ve özellikle ilk iki gündeki beceriksizlikler yüzünden kurtarılabilecekken ölenlerin hesabını kimden soralım, Zimbabwe hükümetinden mi?
***
Bir gece ansızın gelebiliriz, sınırı aniden geçebiliriz vs. diye dış politikada sürekli hamasete başvuran, kamuoyundaki en ateşli tribünlere oynamayı alışkanlık edinen bir iktidar tarafından yönetilen devletimiz, ilk 24 saatte kendi iline, Hatay’a giremedi. Yalan mı? İlk 35 saat Islahiye’ye hiçbir ekip girmedi, depremden 20 küsur saat sonra Elbistan’a ilk giren Bolu Belediyesi’nin yardım aracıyla beraber Tanju Özcan oldu, yalan mı? Bunların hepsi oldu. Hepsi kayda geçti. Medyanın bir kısmı hiç yazmadı ama ne önemi var, oradaki insanlar gördü yaşadı bildi. İki gün boyunca enkaz altından ailelerinin sesini duydular, yardım için çırpındılar ama etraflarına baktıklarında devleti görmediler, şanslılarsa muhabir ve kameraman gördüler.
99 depremlerinden sonra ordumuz ve Kızılayımız en kısa sürede alana intikal etmiş, 1-2 gün içinde üstlerine düşeni mükemmelen yapar haldeydi. Evet o günlerde de hazırlıksızdı devlet, yer yer beceriksizdi, bazen yetersizdi. Ama haddini bilen, zaafını hatta aczini kabul eden bir devlet vardı. Demirel’inden Ecevit’ine boyunlar eğik, dil yumuşaktı. Kendilerini eleştirene şerefsiz diyen, defter tutup hesabını sonra görmekten bahseden bir iktidar yoktu. Çünkü bütün eksiğine gediğine rağmen devlet, devlet gibiydi ve ülkeyi yönetenler devlet adamıydı.
***
Alın 99’dan bir fark daha: Tüm dış yardımlara, sivil inisiyatiflere (AKUT’u hatırlayın) en baştan kucak açan bir yönetim aklı. Peki bugün? Depremin korkunçluğu tüm boyutuyla anlaşılana kadar, CHP’li belediyelerin ve sivil inisiyatiflerin harekete geçmesinden neredeyse rahatsız olan bir iktidar. Ne bakanı olduğu hiç önemli olmayan, birkaç yıl sonra adını hiç kimsenin hatırlamayacağı bir zatın depremin ertesi günkü lafları: “ AFAD koordinasyonu dışında herhangi bir koordinasyona müsaade etmeyeceğiz. Milletimiz müsterih olsun, Sayın Cumhurbaşkanımız, devletimiz tüm imkanlarıyla afet bölgesindedir”.
Al Sayın Bakan, hayrını gör. Can kaybı belki 70 bine varacak. Bereket pandemide olduğu gibi muhalif belediyelerle didişme işini uzatmadılar, ilk iki gündeki tansiyonun ardından İBB ve ABB başta olmak üzere CHP’li büyükşehir belediyeleri üstlerine düşeni yapabildiler.
2. Ordu’nun merkezi Malatya’da olduğu halde mevcuduna göre az sayıda askerle alana çıkan TSK, çadır ve konteyner sağlamada üzerine çok şey düştüğü halde yokları oynayan Kızılay, sahadaki görevli ve gönüllüleri canla başla çalışmasına rağmen kurumsal olarak böylesi ağır sıklet bir afet karşısında tüy oğlu tüy sıklet kalan AFAD…
O AFAD ki “Afetlere Müdahale Genel Müdürü”nün bu konularla hiçbir ilgisi yok, 2018’e kadar tüm kariyeri Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı’nda geçmiş. Geçen yıla kadar daire başkanlığı yapan bir yöneticisi ise 2018’de “siber güvenlik” zirvesine TRT’nin yüksek bütçeli ama uyduruk “tarih” dizilerinden fırlama bir kostümle katılıp sahnede ok atmış.
Biz bu acayiplikleri hak edecek ne yaptık Allahım.
***
Neden madenciler ilk gün bölgeye nakledilmedi? Neden CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz bunun için çırpınmak zorunda kaldı?
Sosyal medyada eleştiriliyorsunuz diye, arama kurtarma çalışmalarında en önemli işlevi yerine getiren, hatta enkaz altındakilerin dahi kullandığı Twitter’ı ne hakla yavaşlatırsınız! Millet can derdinde, bir de sizin kırılganlığınızı, alınganlığınızı mı düşünecek. Enkaz altında canıyla cebelleşen vatandaş şarjı tükenirken ve gözleri kapanırken bir de VPN mi indirecek telefonuna.
Yahu sizler nasıl insanlarsınız.
İnsanlar size güvenmedikleri için (evet, tekrar ediyorum, size güvenmedikleri için) yardımlarını AHBAP’a yolluyor, Babala TV gibi sivil inisiyatifler çevresinde örgütleniyor. Siz bir de bunlarla uğraşacak vakti ve enerjiyi buluyorsunuz. Maaşları vatandaşın vergisiyle ödenen trol ordularınızın öncü kuvvetlerini bunların üzerine salıyorsunuz, AHBAP’ta biriken paralara göz dikiyorsunuz. Yahu, deprem bölgesindeki binbir dertle uğraşan bu insanlar, bir de kendileriyle uğraşanlarla mı uğraşacak. Cevap; maalesef evet.
Daha halâ enkaz altından canlı çıkarken üşenmeyip “asrın felaketi” diye kendi halkınıza yönelik propaganda faaliyetlerine başladınız, onunla yetinin işte. Neden bir de yurttaş örgütlenmelerine tebelleş oluyorsunuz.
***
Bir “hükümet sistemi” ki kurumlar kurum olmaktan çıkmış, kimse adım atamıyor, kimse inisiyatif kullanamıyor, devletin halihazırdaki hareket planları, yol haritaları bozulmuş fakat yerine bir şey konmamış, herkes tek bir kişinin iki dudağına bakıyor, yöneticiler sorumluluk almaktan korkuyor. Öyle ya, insanları istifa dahi edemediği, “… tensipleriyle görevden af” dilediği bir ülkede hangi bürokrat sorumluluk alır, yetki kullanır.
Ama gene de maşallahı var başkanlık sistemimizin, bazen de en yanlış kararlar hızla, hatta düşünülmeden alınabiliyor. Örnek mi; üniversitelerde uzaktan eğitim ve KYK yurtlarının boşaltılması kararları.
Ezcümle, bu millet sizi, hiçbir işe yaramayan gösterişli sisteminizle beraber, sandıkta süpürecek. Sızlanmayın, Anayasa’ya darbe yaparak seçimleri ertelemeye falan da kalkışmayın. Deprem ve ekonomik krizle geldiniz, ekonomik kriz ve depremle gideceksiniz.
Millete verdiği sözleri tutamayan, sandıkta bedeli öder.

YORUMLAR